TAZMİNAT DAVASI Kararı

TAZMİNAT DAVASI Kararı

 
 
 
 
FENERBAHÇE Eski Yönetim Kurulu Üyesi Hakan Bilal Kutlualp 'in tarafıma açtığı DAVA ya ilişkin KARAR... Hukuk Tarihine geçecek cümleler var BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ konusunda.
 

 

 

DAVACI     : HAKAN BİLAL KUTLUALP

VEKİLİ              : Av. HÜSEYİN ÖZ
 

DAVALI     : HAKAN HANOĞLU   

VEKİLİ              : Av. OKAY ÇARIKÇI

============================================================================
 

TÜRK ULUSU ADINA 


Yargılama yetkisini kullanan İstanbul 11. Asliye Hukuk Mahkemesince görülmekte bulunan, Tazminat (Manevi Tazminat)  davasının yapılan açık yargılamasının sonunda,


GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:

 

Davacı vekilinin mahkememize göndermiş olduğu dava dilekçesinde özetle;

 

Müvekkilinin Fenerbahçe Kulübünde eski yönetim kurulu üyesi, saygın bir işadamı, kamuoyunca da tanınmış bir kişi olduğunu,

 

Davalı’nın, www.twitter.com adlı internet sitesi üzerinden müvekkili hakkında küçük düşürücü, şeref ve onurunu, ticari itibarını zedeleyici, toplum önünde saygınlığına leke getirecek sözler sarfettiğini,

 

Müvekkilinin Fenerbahçe kulübüne gönül vermiş kişilere karsı acıkca hedef olarak gösterildiğini,

 

Davalının, müvekkiline yönelik kullandığı ifadelerin hakaret, iftira suçu kapsamında olduğunu, 

Davalının dünya genelinde en yaygın sosyal paylaşım sitesi olan Twitter üzerinden yaptığı haksız ve hukuka aykırı ithamların müvekkilinin Fenerbahçe Kulübüne gönül vermiş kişiler önünde açık hedef haline getirmeye çalıştığını,

 

Davalının müvekkili hakkında yazdığı asılsız, dayanaksız, hakaret ve iftira niteliği taşıyan sözlerin Twitter aracılığı ile ülke ve dünya genelinde yayıldığını,

 

Davalı  tarafından yazılan hukuka aykırı ithamlardaki olayların gerçek olmadığını, araştırmaya dayalı olmadığını, okuyucu yanıltmak ve kışkırtmak amacıyla kasten seçilen ifadelerin kişilik haklarına ağır saldın olduğunu,

 

Davalı tarafından kullanılan söz konusu ifadelerin anayasal haklara, yasal düzenlemelere, ahlak ve etik kurallara aykırı olduğunu,

 

Dava konusu yazılardaki küçültücü, aşağılayıcı, kişilik onuruna doğrudan saldırı niteliği taşıyan ve kesinlikle en küçük bir araştırmaya bile dayanmayan ifade ve ithamlar ne basın etik kuralları ile, ne Anayasayla güvence altına alman basın özgürlüğü ile ne de mevzuat ve yargı içtihatları ile konulmadığını,

 

Davalının işbu davaya konu edilen  eylemleri nedeniyle  cezai soruşturma başlatılması amacıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette de bulunulduğunu,

 

belirterek izah edilen nedenlerle davalının hak ve alacakları ile menkul ve gayrimenkul mallarına ayrıca 3. kişilerde bulunan hak ve alacaklarına ihtiyatı tedbir konulmasınakarar verilmesini,

 

Davanın  açıldığı gün itibariyle, davalı Twitter üzerinden iftira ve hakaretlerine devam ettiğinden, kamu barışının sağlanması, müvekkilinin can ve mal güvenliğinin korunması ve devletin resmi organlarının daha fazla aşağılanmaması için

 

Davalının @hanoglu_hakan uzantılı twitter hesabının tedbir kararı kapatılmasına karar verilmesini,

 

Davalının Twitter üzerinden 22.11.2014 tarihinden itibaren müvekkili  hakkında yazmış olduğu iftira, hakaret, aşağılama, suç işlemeye tahrik ve müvekkilinin toplumun belli kesimine karşı hedef göstermesinden dolayı uğramış olduğu acı, elem ve ızdırap neticesinde zarara uğrayan manevi haklarının telafisi amacıyla 50.000,00 TL’nin davalıdan 22.11.2014 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte alınmasına karar verilmesini istemiş ve dava etmiştir.


Davalı vekilinin mahkememize vermiş olduğu cevap dilekçesinde özetle;

 

Müvekkilinin Fenerbahçe Spor Kulübü Genel Kurul Kongre üyesi olduğunu, Finans /spor ekonomisi  uzmanı olarak iyi bilindiğini, bunun dışında yer aldığı programlar ile araştırmacı gazeteci sıfatının bulunduğunu, bir yıl süre ile Haber Artı Türk gazetesinin Ankara Temsilciliğini yaptığını,  ulusal bazda yayın yapan TV kanallarında spor, ekonomi ve finans konulu programlarda kendisinin görüşlerinin  alındığını, müvekkilinin toplumda saygın bir kişiliğe sahip olduğunu,

 

Bu davanın açılma sebebinin müvekkilinin davacı ile aynı fikirleri benimsememesi, farklı taraflarda olmasından kaynaklandığını,

 

Davacının, hala sürmekte olan 3 Temmuz 2011 Fenerbahçe Davasında, Fenerbahçe Spor Kulübü ve Başkanı / Yöneticileri aleyhinde ifade verdiği tüm spor kamuoyu tarafından bilindiğini,

 

Davacının açmış olduğu bu davanın müvekkilinin saygınlığına zarar vermek ve Fenerbahçe Spor Kulübünün 2015 Mayıs ayında yapılacak Kongresinde yapacağı çalışmalar öncesi zor durumda bırakma amacı içerisinde olduğunu,

 

Davacının müvekkilinin sarf ettiği sözlerden ziyade kendisinin, kişiliğinin ve yaptıklarının, Fenerbahçe Kulübüne gönül verenlerce öğrenilmesinden endişe duyduğunu,

 

Davacının  Tarım Bakanı Mehdi Eker ile olan ilişkilerinin  de basında uzunca bir süre yazıldığını, davanın esas konusu olan Tarım Bakanlığının KAREKOD işinin davacı Hakan Bilal Kutlualp’in sahibi olduğu tek bir firmaya verildiği ortaya çıkınca, sektör temsilcileri Danıştay'a başvurmuş olduğunu, Danıştay’daki davanın halen devam ettiğini,

 

Müvekkilinin sosyal paylaşım sitesi üzerinden yazdıklarının somut belgelere dayandığını,  müvekkilinin  20, 22, 25 ve 28 Kasım 2014 tarihlerinde, aylardır yaptığı araştırmalar ve basın yayın organlarından derlediği bilgilerin sonuçlarını Twitter'daki hesabı üzerinden tweet ler halinde takipçilerinin dikkatine sunduğunu ve KAREKOD İhalesinin davacının Şirketine verilmesi konusunda Bakanlığın, Danıştayın ve Kamuoyunun dikkatini çektiğini, 

 

Müvekkilinin yazdığı KAREKOD İHALESİnin  daha önce ulusal basında da yer aldığını, konunun kamuoyuna mal olduğunu,

 

Davacının davasının haksız ve kötü niyetli olduğunu, davacı ile yine dava dışı Tarım Bakanı Mehdi Ekerin ilişkilerinin ve yakınlığının sorgulanmasının  uzun yıllardan beri yapıldığını, bunun başlıca sebebinin her ikisinin de Diyarbakırlı olması ve geçmişe dayanan dostlukları olduğunu,

 

Müvekkilinin bir gazeteci olduğunu, davacının kamuoyuna mal olmuş bir kişi olduğunu, eleştirilere katlanması gerektiğini belirterek izah edilen nedenlerle davacının davasının reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.


Uyap üzerinden gönderilen Büyükçekmece CBS 'nın 2015/848 soruşturma dosyası, Twitter sayfaları, basında yer alan tüm haber çıktıları, tekziple, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını bildirir yazı cevapları dosyamız delillerini oluşturmaktadır.


Dava; basın yolu ile kişilik haklarına saldırı nedeniyle açılan manevi tazminat istemine yöneliktir. 


Dosyadaki tüm delillerin birlikte değerlendirilmesinde; taraflar arasındaki uyuşmazlığın davacı  hakkında yapılan  yayının kişilik haklarına saldırı niteliği bulunup bulunmadığı ve TBK 58. madde  uyarınca tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı noktasındadır.


Davalının gazeteci kişiliği ve yazıların sosyal medya üzerinden yapılması nedeni ile bu uyuşmazlığın çözümünün basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
 

Basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28. maddesinde ve 5187 sayılı Basın Yasası’nın 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin nedeni; toplumun sağlıklı, mutlu ve güven içinde yaşayabilmesi içindir. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bu nedenle basının yayın yaparken, yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. Yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluğu bu farklılıklar gözetilerek belirlenmelidir. Bu nedenle basının ayrı bir konumu bulunmaktadır.

 

Elbetteki basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi gerek Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümünde yer alan gerekse MK.nun 24 ve 25. maddelerinde ve özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerekecektir. 

 


AİHS’nin “İfade özgürlüğü” başlıklı 10(1) maddesine göre; “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.” hükmünü içermekte olup, hangi hallerde ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği de aynı maddenin 2.fıkrasında düzenlenmiştir.

 

 

Açıklanan bu yasal düzenlemelerden ve yargısal uygulamalardan da anlaşılacağı gibi, basının özgürlüğü ile kişilerin, kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda somut olaydaki olgular itibariyle koruma altına alınmış bulunan bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerekecektir. Bunun için temel ölçüt, kamu yararıdır. Yayın, salt toplumun yararı gözetilerek yapılmış olmalıdır. Toplumun çıkarı dışında hiçbir kişisel çıkar, gerçeklerin yanlış olarak sunulmasına neden olmamalıdır.  Gerek yazılı ve gerekse görsel basının bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının görünür gerçeğe uygun olmasını, yayında kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli ve haber verilirken özle biçim arasındaki denge de korunmalıdır. Bu ilke ve kurallar gözetilmeden yapılan yayın hukuka aykırılığı oluşturur ve böylece kişilik hakları saldırıya uğramış olur. Anılan ilke ve kurallara uyulması durumunda ise, yayının Anayasa, Basın Yasası ve basının genel işlevi karşısında hukuka uygun olduğu, kişilik değerlerine saldırı teşkil etmediği kabul edilmelidir. O anda ve görünürde var olup da sonradan, gerçek olmadığı anlaşılan olayların ve olguların yayınından basın sorumlu tutulmamalıdır.
 

Dava konusu yayında  ele alınan konunun yayın tarihi itibari ile ve halen  kamuoyunun ilgilendiği ve takip ettiği, güncelliğini koruduğu hususu ortadadır. Konu güncel olup, özle biçim arasındaki denge bozulmamıştır. Yazıyı yazan kişinin kişisel düşüncelerini kendi anlayış biçiminde ve eleştirel olarak  sunmasında ve görünür şekli ile haber yapmasında yasaya aykırı bir yön görülmemiştir. Yayının içeriğinde, davacının konumu ile ilgili olarak yapılan değerlendirmeler verilirken, kullanılan ifade şekli olayın gösterdiği özelliklere ve anlatılmak istenen amaca uygundur. Şu durumda, yukarıda vurgulanan ilkeler ve somut olayda saptanan olgular ışığında; yayında kamu yararı bulunduğu, yayının sonrasında gelişen olaylar ile de anlaşılacağı üzere görünür gerçeğe uygun bulunduğu ve eleştirel bir yaklaşım ile haber yapıldığı; konu ile ifade arasında düşünsel bağlılık anlamında, davacının kişilik haklarına saldırının söz konusu olmadığı kabul edilmelidir. Çatışan yararlar dengesi, davacı yararına bozulmamış; davalı bakımından da, hukuka uygunluk nedeni gerçekleşmiştir


Açıklanan tüm bu ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 06.12.2013 gün, 2013/4-443 E., 2013/1646 K. ve 16.04.2014 gün ve 2013/4-1007 E., 2014/537 K. sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.    Açıklanan bu nedenlerle davanın reddine ilişkin aşağıdaki gibi karar verilmiştir.


HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle;

 

Davacının davasının reddine,

 

Davacı tarafından yatırılan 853,90TL peşin harçtan 29,20TL’nin düşülmesi ile kalan 824,70TL’nin istem halinde  ve karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,        
 

Davalı, kendisini vekille temsil ettirmiş olmakla karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. Göre hesaplanan vekalet ücretinin davacıdan  alınarak davalıya verilmesine, 
 

Davacı tarafından yapılan mahkeme  masraflarının  kendi üzerinde bırakılmasına, 
 

Gider avansından arda kalan kısmın istem halinde ve karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
 

İlişkin davacı vekilinin ve davalı vekilinin  yüzlerine karşı  tebliğden itibaren 15 gün içinde Yargıtay huzurunda temyiz yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup anlatıldı.

 

==========================================================================